
“Canı yanan sabretsin!
Canı yakan, canının yanacağı günü beklesin.”
Hz. Muhammed
Bazı suçlar vardır, mahkeme salonlarına sığmaz.
Bazı günahlar vardır, dosyalara giremez.
Bazı kötülükler vardır, kanun maddesi olmaz ama insanın içini çürütür.
Onlar sadece vicdan defterine yazılır.
“Vicdan, sustuğu gün insan susar.”
Bir çocuğu tehdit etmek işte tam olarak böyledir.
Bir ev düşünün…
Duvarları var ama güveni yok.
İçinde çocuk var ama huzur yok.
Sesi var ama vicdanı yok.
“Ev dediğin, duvarla değil; merhametle ayakta durur.”
Aile dediğimiz yer, çocuğun hayata tutunduğu ilk daldır. O dal kırıldığında düşen sadece çocuk olmaz; insanlık da yere çakılır. Ve bugün bu ülkede, ne yazık ki bazı yetişkinler kendi korkularını, hırslarını ve acizliklerini bir çocuğun boğazına düğüm atarak gizlemeye çalışıyor.
“Gücü yetenin merhameti yoksa, gücü yoktur.”
“Çocuğu senden alırım.”
“Bir daha göremezsin.”
“Seni ondan koparırım.”
“Çocuğa zarar veririm.”
Bu cümleler birer söz değildir.
Bunlar ruha atılan bıçaklardır.
Ve o bıçağı tutan el, ne anne elidir ne baba…
O el, korkunun titrek elidir; acizliğin, çaresizliğin, vicdan yoksunluğunun, ahlaki çöküşün elidir.
“Dilin kemiği yoktur ama kalbi paramparça eder.”
Bir anne ya da baba, çocuğuyla tehdit ediliyorsa…
Burada mesele sevgi değildir.
Burada mesele eğitim değildir.
Burada mesele “terbiye” hiç değildir.
Burada mesele çıplak bir güçsüzlük, derin bir korku ve ağır bir vicdan çöküşüdür.
“Korku, gücün değil; çaresizliğin sesidir.”
Çünkü güçlü insan tehdit etmez.
Çünkü onurlu insan çocuğu kalkan yapmaz.
Çünkü insan olan, bir çocuğun gözlerindeki korkuyla pazarlık yapmaz.
“İnsanlığın terazisi, en savunmasızda tartılır.”
Bir çocuğu korkutarak hüküm kuranlar, aslında kendi içlerindeki çöküşü ilan ederler.
Çocuğu bir hesap defterinin satırı gibi görenler, insan olmanın ne demek olduğunu çoktan kaybetmiştir.
Ve bilinir ki…
İlahi adalet acele etmez. Ama asla şaşırmaz.
“Zaman susar, ilahi adalet konuşur.”
Bir çocuğun ahı sessizdir ama derindir.
Bağırmaz.
Tehdit etmez.
Bekler.
Zamanını bekler, zamanla konuşur, konuşturur.
Ve konuştuğunda, en yüksek mahkeme bile onun sesine yetişemez.
“Mazlumun ahı, arşı titretir. Mazlumun ahı, indirir şahı.”
Bunlar sadece birer atasözleri değildir; yüzyılların süzülmüş tecrübesidir ve tarih tekerrürden ibarettir.
Çünkü zulümle kurulan hiçbir düzen ayakta kalmamıştır.
Çünkü korku üzerine inşa edilen hiçbir güç kalıcı olmamıştır.
“Zulüm ile abad olanın, sonu virandır.”
Tehdit edenler zanneder ki güç onlardadır.
Oysa gerçek güç, korkutmadan da ayakta durabilmektir.
Gerçek onur, bağırmadan da var olabilmektir.
Gerçek insanlık, bir çocuğun kalbini ezmeden de güçlü kalabilmektir.
“Merhamet zayıflık değil, insanlığın en yüksek halidir.”
Bir çocuğu tehdit etmek, sadece alçaklık değildir; kendi sonunu yavaş yavaş inşa etmektir.
“Kendi kuyusunu kazan, başkasını itmeye çalışandır.”
Çünkü insan, en zayıfa ne yaptığını asla saklayamaz.
Gecikir belki…
Ama hayat bir gün önüne koyar.
Bazen evladından çıkar.
Bazen yalnızlığından.
Bazen bir gecenin tam ortasında, herkes uyurken vicdanının boğazına sarılmasıyla…
“Gece sessizdir ama vicdan uyumaz.”
Ve o an gelir.
Kaçacak yer yoktur.
Bahane yoktur.
Suçlayacak kimse kalmamıştır.
Bir çocuğun hafızası, yetişkinlerin sandığından çok daha güçlüdür.
O tehditler unutulmaz.
O bağırışlar silinmez.
O korkular “geçti” denilerek geçmez.
“Çocuk unutur sanılır; ama ruh hatırlar.”
Bugün susturulan çocuklar, yarının yaralı yetişkinleridir.
Bugün korkutulan çocuklar, yarının kırık toplumudur.
“Toplum, çocuklarına ne yaptıysa onu yaşar.”
Bir insanın karakteri, en çok kendini savunamayana nasıl davrandığıyla ölçülür.
Bir çocuğu tehdit eden biri, aslında şunu itiraf ediyordur.
“Ben ikna edemiyorum.
Ben sevilmiyorum.
Ben korkuyorum.”
Ve korkaklık, en çok çocuklara zarar verir.
Bu ülke, çocuklarını korkutarak büyüyemez.
Bu toplum, vicdanını susturarak ayakta kalamaz.
Bu düzen, zalimliği normalleştirerek geleceğe yürüyemez.
“Bir milletin geleceği, çocuklarının yüreğinde yazılır.”
Bir çocuğu tehdit etmek; ahlaksızlıktır, haysiyetsizliktir, insanlığa ihanettir.
Çocuklar sizin savaş alanınız değildir. Onlar sizin gücünüzün değil, insanlığınızın aynasıdır.
Aynaya bakın.
Gördüğünüz şey sizi utandırmıyorsa, mesele çocukta değil…
Mesele sizdedir.
Unutulmasın ki…
Çocukların gözyaşı kurur belki…
Ama hesabı asla kapanmaz.
“Gözyaşı toprağa düşer; hesabı göğe yazılır.”
Bu bir uyarı yazısı değildir.
Bu bir tehdit hiç değildir.
Bu bir hatırlatmadır.
Çünkü tarih de, hayat da, adalet de şunu defalarca göstermiştir.
Adalet geçilir ama asla unutmaz.
Mazlum unutabilir.
Ama ilahi adalet asla.
Paylaş:
Yorumlar
Henuz yorum yapilmamis