UTANMIYOR MUYUZ, YOKSA UTANMAYI MI UNUTTUK ?
UTANMIYOR MUYUZ, YOKSA UTANMAYI MI UNUTTUK ?

Utanmak mı erdemdir, yoksa utanmamak mı gururdur?
Bir toplumun vicdanı, en çok utanma duygusunun yokluğunda sınanır. Çünkü haya; insanı kirli sözden, eğri işten, yanlış adımdan alıkoyan görünmez bir ışıktır. Edep ise o ışığın yol göstericisidir. Kalpte beliren o ince sızı yani utanma aslında kişinin kendiyle yaptığı iç muhasebenin en duru sesidir. Yüz kızarması, insanın doğrulukla imtihanının dışa vuran rengidir.
İslam ahlak geleneğinde haya, sadece çekingenlik değildir; kötüye geçit vermeyen bir iç disiplin, insanın özünü koruyan bir zırhtır. “Haya ancak hayır kazandırır” sözü bu yüzden yalnızca bir öğüt değil; toplumların ruhunu diri tutan, insanı kötülükten sakındıran bir ölçüdür. Çünkü hayanın bittiği yerde adalet susar, merhamet donar, vicdan karanlık bir kuyunun dibine çekilir.
Meclis kürsüsünde geçen ifadeler haber kaynaklarına dayanmaktadır. 10 Aralık 2025
Son günlerde Meclis’te yaşanan bir tartışma, bu temel ilkeyi yeniden gündemimize taşıdı. Liyakat tartışmaları sürerken, CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, hakkın ve emeğin korunması adına kürsüden yalın ve sarsıcı bir soru yöneltti: “Hiç mi utanmıyorsunuz?” Bu soru, yalnızca bir siyasi eleştiri değil; çalışma hakkına, adalete ve alın terine sahip çıkma çağrısıydı kısa ama derinliği olan bir vicdan sorgulamasıydı.
Bu cümle, bir siyasi tartışmanın ötesinde, alın terinin, helalin ve adalet duygusunun savunusuydu. Emeğin kutsiyetine yöneltilmiş bir uyarı, bir vicdan çağrısıydı.
Verilen cevap ise daha da çarpıcıydı: AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin, kürsüden kısa ve kesin bir ifadeyle karşılık verdi: “Utanmıyoruz. Yaptığımız işten gurur duyuyoruz.” Bu yanıt, yalnızca bir savunma cümlesi olmaktan öte; bir duruşun, bir zihniyetin ifadesi olarak algılandı ve tartışmanın rengini değiştirdi artık mesele sadece politik bir tartışma değil, ahlaki bir sorgulama haline gelmişti.
Bu yanıt, sadece bir cümle değildi; bir bakış açısının, bir zihniyet dünyasının aynasıydı. Utanmamakla övünmek… Gururu hayanın yerine koymak… Sanki utanma zayıflıkmış, sanki vicdan bir ağırlıkmış, sanki yüz kızarması sadece çocuklara mahsus bir duygunun kalıntısıymış gibi…
Oysa Haya, insan kalbinin en sessiz ama en güçlü kahramanıdır. Yanlışı gördüğünde içini burkan o ince titreme, erdemin sesidir. Atalarımız boşuna dememiş:
“Edepsizin yüzü kızarmaz.”
Yüzü kızarmayanın sözü de kalmaz; temizliğin karşısında küstahlık, hakikatin karşısında kibir büyür. Kibir insanı hakikatten uzaklaştırır; edepsizlik, gözün önündeki gerçeği görünmez kılar. Edep ise insanın kalbinde taşıdığı değerlerin zırhıdır. O zırh zayıfladığında makam yıpranır, güç kirlenir, sözün ağırlığı azalır.
Bugünkü sorumuz tam da budur:
Neyi kaybettik ki utanmamak artık övünç kabul ediliyor?
Oysa Kuran, “adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar.”
Nebilerin sözlerinde hayanın insanı güzelliğe taşıdığı açıkça belirtilir.
Peygamber Efendimizin en uyarıcı sözlerinden biri ise hala kulaklarımızdadır:
“Utanmıyorsan dilediğini yap.”
Bu uyarı bugün belki de hiç olmadığı kadar anlamlıdır. Çünkü bir toplumda çöküş, önce utanmanın kaybolmasıyla başlar. Utanmayanın sözü bereketsiz olur; utanmayanın adımında isabet azalır. Vicdanın sustuğu yerde hakikat bile nefes almakta zorlanır.
Bu yüzden hayanın ışığını taşımak, sadece bireysel bir erdem değil; toplumun geleceğini ayakta tutan bir sorumluluktur. Haya; insanı kötülükten uzaklaştıran bir pusula, kalbi temizliğe çağıran iç bir melodidir. Utanmak ise insan olmanın en ince, en zarif halidir.
Bugün bize düşen, bu melodiyi kaybetmemektir.
Hayayı kaybeden söz, hakikati kaybeder.
Edebi unutmuş bir toplumda adalet sesini duyurmakta zorlanır.
Bu yüzden asıl sorumluluk, sadece ne söylediğimizde değil; söylediklerimizin kalplerde neyi titretmesindedir.
Hayayı diri tutan her insan, karanlığa yakılmış bir ışıktır.
Gücün en büyük sınavı makamların değil, kalbin sınavıdır.
Yüzü kızarabilen bir toplum hala umut taşır.
Paylaş:
Yorumlar
Henuz yorum yapilmamis