TAVİZ, YARINI KAYBETTİRİR.

TAVİZ, YARINI KAYBETTİRİR.

TAVİZ, YARINI KAYBETTİRİR.
Yıllardır çıkmayan izin, çıktı. Aynı talep, aynı mekan, aynı tarih… Değişen tek şey zamanlamaydı. Çünkü bazen en güçlü mesaj, izinle değil, ne zaman verildiğiyle anlaşılır. 27 Kasım sabahı Ankara’da başlayan Papa 14. Leo ziyareti, sıradan bir devlet ziyaretinden çok daha fazlasıydı. Anıtkabir’de saygı duruşu, Cumhurbaşkanı ile görüşme, ardından İstanbul… Ama esas tarihsel durak İznik’ti. Bursa’nın bu eski ilçesi, 1700 yıl önce Roma İmparatoru Konstantin’in öncülüğünde toplanan Birinci İznik Konsili ile Hristiyanlığın temel inanç çizgisini belirlemişti. O dönemde farklı cemaatler kendi metinlerini doğru sayıyor, ibadet pratikleri farklılıklar gösteriyordu. Konsilde çark durduğunda üstte kalan kitap “kabul edilen” oldu. Bugün elimizdeki dört İncil, o kararın mirasıdır. İznik’te yapılan ayin, yalnızca bir anma değil; binlerce yıllık sessizliğin taşlarıyla yeniden konuşmasıdır. Papa, İstanbul’daki Kutsal Ruh Katedrali’nde episkopos ve rahiplerle buluştu, ardından İznik’e geçerek Antik Aziz Neophytos Bazilikası yakınında ekümenik bir dua ayinine katıldı. O alanın sessizliği insanın içini titreten bir tarihsel derinlik taşır; sanki taşlar yüzyıllardır sakladıkları sırları fısıldıyor. İzin meselesi, sadece prosedür değildi. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte Türkiye, toprak bütünlüğü, ulusal egemenlik ve laiklik hassasiyetlerini gözetti. Yabancı bir dini otoritenin yüksek profilli toplu etkinliği, devlet ve toplum açısından çeşitli kaygılar doğurabiliyordu. Türkiye’de yaşayan farklı inanç toplulukları arasındaki hassas dengeler, tarihsel hassasiyetler ve diplomatik sorumluluklar iznin verilmemesinde etkili oldu. 2025’te her şey bir araya geldi: Birinci İznik Konsili’nin 1700. yılı, diplomatik olgunluk, bölgesel diyalog beklentileri ve Türkiye’nin çok-kültürlü köprü rolü… Hepsi iznin çıkmasına zemin hazırladı. Hristiyan topluluklar için bu ziyaret tarihsel mirasa saygı ve ekümenik diyaloğun bir simgesiydi. Ancak bazı çevrelerde ulusal kimlik ve laiklik ekseninde temkinli değerlendirmeler sürüyor. Osmanlı izin vermemişti. Atatürk izin vermemişti. Papa geldi. Ha gelecek derken geldi; neredeyse gidecek ama ortalık sessiz. 10 Kasım’da Atatürk’e Mevlüt okunduğunda meydanları dolduranlar, bugün neredesiniz? Korkudan mı, sessizlikten mi, yoksa unutkanlıktan mı? Yoksa hepsinin bir bileşimi mi? Tarih, hatırlayanların omuzlarında yükselir. Unutan ve hakikatten taviz veren, sonunda kendi sesini yitirir. Hakikatin ve cesaretin bedeli yalnızca bugüne ait değildir; yarın için de ödenir. Sessizlik çoğu zaman bir kaçış değil; tavizlerin ve unutmanın görünürlüğüdür. Tarih, sessizliği affetmez. Hakikatinizi savunmadığınız her an, yalnızca bugünü değil yarını da teslim etme riski taşır. Korku ve unutkanlıkla örülen sessizlikler er ya da geç sesi boğar. Yüz yıllar önce izin verilmemişti; bugün verildi. Tepkiler bazen sessiz kalabilir, ama tarih, aynı hataları tekrarlamamak için hatırlatır; hatırlayanların sesi ne kadar güçlü olursa, tavizlere karşı direnç de o kadar sağlam olur. Peki, bu sessizlik neden? Korku mu, hesaplı bir duruş mu, yoksa unutkanlık mı? Hadi, hadi… Taviz taviz doğurur. Hakikatinizden bir kere taviz verirseniz, uğruna yaşayacağınız bir hakikat kalmayabilir. Bu söz, geçmişin ağır taşları kadar gerçek, bugünün sessiz meydanları kadar canlıdır. Tarih, yalnızca hatırlayanlar için konuş

Paylaş:

Yorumlar

Henuz yorum yapilmamis

İlgili Haberler