Siyah Sancakların Ardındaki Karanlık

Siyah Sancakların Ardındaki Karanlık

Siyah Sancakların Ardındaki Karanlık
Bu hafta Yalova’da DEAŞ terör örgütüyle çıkan çatışmada üç vatan evladımız şehit oldu. Bazıları için bu sadece bir sayı olabilir. Oysa her biri; bir kadının hayat arkadaşı, bir çocuğun kahraman babası, bir annenin can parçası, bir babanın aslan evladıydı. Ve hepsi bu vatanın yetiştirdiği, gözü pek yiğitlerdi. Peki DEAŞ dediğiniz nedir? Hiç gerçekten merak edip araştırdınız mı? Bu örgütü kimin kurduğunu, neden kurduğunu, hangi küresel hesapların ürünü olduğunu uzun uzun anlatmayacağım. Bunlarla ilgili yüzlerce tez, makale, kitap var. Bana göre DEAŞ; cahil bırakılmış zihinleri çürüten, dini kavramları istismar eden ve uluslararası güçlerin taşeronluğunu yapan bir terör örgütüdür. Asıl soru şudur: Bu örgüt bu kadar insanı nasıl kendine çekiyor? Cevap basit ama acı: Okumadan, öğrenmeden, sorgulamadan inanan; aklını başkasına kiraya veren insanlar üzerinden. Sahih olup olmadığı bile tartışmalı hadisleri, siyah sancakları, “Mehdi’ye zemin hazırlama” söylemlerini kullanarak binlerce insanı ‘şehitlik mertebesi’ ile kandırarak peşinden sürüklüyorlar. Oysa Kur’an-ı Kerim, defalarca düşünmeyi, akletmeyi, sorgulamayı emreder. Daha on yıl önce aklını başkasına teslim eden bir yapının bu ülkeye neler yaşattığını hâlâ görmüyor muyuz? Şimdi ben de siyah bir sancak yapıp üzerine kimsenin anlamadığı şeyler ya da bunların yaptığı gibi Kelime-i Tevhid’ i yazsam, yine peşimden gelecek misiniz? Her sakallıyı hoca, her cüppeliyi alim, her ayet hadis konuşanı şeyh zannetmekten ne zaman vazgeçeceksiniz? Tarih boyunca aynı yöntemlerle insanları kandıran onlarca örgüt çıktığı halde hangi akılla bunların peşinden gitmeye devam edersiniz? Size “cihat” diyen herkesin sorgusuz sualsiz arkasından mı gideceksiniz? Türkiye Cumhuriyeti’ne ve yöneticilerine “kâfir” diyenlere sormak gerekir: Hayatınızda gerçekten bir kâfir devlet gördünüz mü? Günde beş vakit ezan okunan, ibadetine karışılmayan, kimsenin kıyafetine müdahale edilmeyen göğsümüzü gere gere özgüce ‘elhamdülillah Müslümanız’ diyebildiğimiz bir ülkede yaşayıp da neyin inkârı bu? Kadına en büyük değeri veren din İslam iken; Afganistan’daki zulmü mü istiyorsunuz, paraya tapan bazı Arap rejimlerini mi, yoksa dini sadece şekilden ibaret gören anlayışları mı? Devlet Müslüman değil dersiniz ama hastanesinden yararlanır, öğretmeninden eğitim alır, yardımını kabul edersiniz. Sonra da dönüp “bu devlet Müslüman değil” dersiniz. Sizin zihninizdeki gibi yönetilen yerlere gidin deyince de kızarsınız. Bu nasıl bir çelişkidir? Peygamber Efendimiz Veda Hutbesi’nde çok açık söylemiştir: “Size iki şey bırakıyorum; Kur’an ve sünnetim.” Bu cümle nihaidir, üstüne söylenecek başkaca bir şey yoktur. Başka karanlık sancaklara gerek yoktur. Hangi cihat anlayışında “Ben Müslümanım” diyen bir insan öldürülür? Hangi cihat anlayışında kadınlar ve çocuklar katledilir, kalkan olarak kullanılır? Hangi İslam anlayışında kadın bir mal gibi görülür? 2018–2021 yılları arasında Adalet Bakanlığına bağlı olarak Suriye’de, terörden arındırılan bölgelerde görev yaptım. DEAŞ ve YPG işgalindeki alanlarda çalıştım. Bir yere gittiğimizde mezar taşları kırılmışsa anlardık: Burası DEAŞ’ın elinden çıkmıştı. Mezar taşlarının kime ne zararı vardı? Sözde gerekçe: “Putlaştırılıyor.” Oysa mezar taşı; kimliktir, ibrettir, geçmişle bağdır. Hem Türk töresinde hem İslam geleneğinde vardır. Sözde İslam devleti kurup ilk iş mezar taşlarını kırmak, işte zihniyet budur. DEAŞ’tan kaçıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne sığınan kadınlarla da karşılaştık. İçlerinde Türkiye’den katılanlar da vardı, başka ülkelerden gelenler de. Genç bir kadın, kocası tarafından zorla örgüte götürüldüğünü anlatmıştı. Kocası ölünce başka biriyle, o ölünce üçüncü biriyle zorla evlendirilmişti. Sonunda örgütten kaçmak isteyen biriyle birlikte, para karşılığı kaçabildiklerini söyledi. Bu mu sizin “İslam devleti” anlayışınız? Aynı bölgelerde DEAŞ ile sözde ona karşı kurulan YPG’nin petrol ve tarım ürünleri üzerinden nasıl ticaret yaptığını da gördük. Üniforma değiştirip bir gün DEAŞ’lı, ertesi gün YPG’li olan sayısız militan vardı. Sözün özü; terör, her zaman bazı devletlerin ve güç odaklarının kirli hesaplarında kullandığı bir araç olmuştur. İsimler değişir, yöntem değişmez. Planlar masa başında yapılır, bedelini kandırılmış gençler, masum siviller ve şehit düşen evlatlarımız öder. İslam; aklı, adaleti ve merhameti esas alır. Masumun kanını döken, zulmü meşrulaştıran hiçbir yapı İslam’ı temsil edemez. Buna inanmak da, buna hizmet etmek de büyük bir gaflettir. Şehitlerimiz sayı değildir. Onlara borcumuz; duygularımızı istismar edenlerin değil, aklın ve vicdanın peşinden gitmektir. Kim “din” diyerek aklı devre dışı bırakmamızı istiyorsa, bilin ki o yol hak yol değildir. Kur’an ortadadır. Sünnet bellidir. Karanlık sancaklara değil, akla ve hakikate bakma vaktidir.

Paylaş:

Yorumlar

Henuz yorum yapilmamis

İlgili Haberler