
“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.”
Uğur Mumcu
Bugün 10 Ocak. Takvimler "Çalışan Gazeteciler Günü" diyor. Ancak biz biliyoruz ki gazetecilik, sabah sekiz akşam altı mesaisiyle sığdırılabilecek bir iş değildir.
Gazetecilik; uykusuz gecelerin, kapısı yüzüne kapanan binaların, bir dosya peşinde geçen uykusuz ömürlerin ve her şeyden önemlisi, o ağır vicdan yükünün adıdır.
Şu an, şehrin gürültüsü altında saklanan o derin sessizliği, en çok susturulmaya çalışılan o "gerçeğin nefesini" duymanız gerekiyor. Çünkü biliyoruz ki; haber susarsa insanlık sağırlaşır, mürekkep kurursa gelecek kararır.
Bir toplumun ruhu, kendine ne kadar dürüst olabildiğiyle ölçülür. İnsan zihni, sürekli yalanla beslendiğinde körelir; hakikatten kopan bir kalp, merhametini yitirir. İşte bu yüzden gazeteci, toplumun kolektif yaralarını iyileştiren gizli bir el gibidir; acı da olsa gerçeği bir neşter gibi kullanarak o yaraları temizler. Gazetecinin yolu konforlu odalardan değil; "doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar" denilen o kimsesiz yollardan geçer. Ama bilinsin ki, o dokuz köyden kovulmak, hakikatin onuncu köyünde bir başına ama başı dik durmaktır.
Bugün, bilginin kirletildiği, dezenformasyonun bir silah gibi kullanıldığı bu zifiri karanlıkta; "Güneş balçıkla sıvanmaz" diyerek elinde fenerle yürüyen muhabirin cesareti kutsaldır. O muhabir ki; sadece bir olayı aktarmaz, evladını kaybetmiş bir annenin feryadını, hakkı yenmiş bir işçinin öfkesini kalbinde taşıyarak yazar. O kalem sadece kağıda dokunmaz; haksızlığa uğrayan her bir canın sızısına dokunur. Çünkü kalem korkarsa toplum dilsiz kalır; kalem satılırsa gerçek, kimsesiz bir çocuk gibi yetim kalır.
Suskunluk, zulmün en sadık müttefikidir; Etrafımızda "körler ve sağırlar birbirini ağırlarken", güç odakları kendi sahte cennetlerinde gerçeği bükmeye çalışırken, gazeteci o oyunun perdesini yırtıp atan kişidir. George Orwell’in o sarsılmaz uyarısını kalbimize kazıdık: "Gazetecilik, birilerinin yayınlanmasını istemediği şeyleri yazmaktır." Geri kalan her şey, sadece birer göz boyamadır.
Gazeteci taraf tutmaz, insanlığın acısının kaydını tutar. Tarihin o devasa mahkemesinde, yarın çocuklarımız gözlerimizin içine bakıp "O karanlık günlerde neredeydiniz?" dediklerinde, başımızı öne eğmemek için yazar. Susmak sadece bir sessizlik değil, dilsiz şeytanlığın öbür adıdır. Bugün sorulmayan her soru, yarın soframızdan eksilen ekmek, adaletten eksilen bir tuğladır. Yazılmayan her yolsuzluk, bir çocuğun hayallerinden çalınan gelecektir.
Kalem kırılır, ama asla bükülmez. Gazeteci işini kaybedebilir, ekmeğiyle sınanabilir, yalnızlık hırkasını giyebilir; ama onurunu, o tertemiz mürekkebini kaybedemez. Kalem bazen silahtan ağırdır ve o ağırlığı omuzlamak, her türlü fırtınada omurgalı kalmayı gerektirir.
Bizler, Yaşar Kemal’in o yürek yakan sözündeki gibi; "Bir tek insan haksızlığa uğruyorsa, bütün insanlık tehdit altındadır" sızısını iliklerimizde hissederek yazar.
Bu yüzden biz önce bilginin çilesini çeker, sonra fikrin namusunu savunuruz.
Halkın doğru haber alma hakkı, bir annenin çocuğuna duyduğu şefkat kadar elzemdir. Bu hakkı savunan, korku duvarlarını tırnaklarıyla kazıyan, her türlü bedeli ödemeyi göze alarak karanlığa ışık tutan her bir nefer, aslında bu milletin sönmeyen vicdanıdır.
Bu yüzden biz önce bilginin çilesini çeker, sonra fikrin namusunu savunuruz.
Bir selam da sahaya...
Son olarak, kalemiyle olduğu kadar ayak izleriyle de bu mesleği onurlandıranlara, o isimsiz kahramanlara bir borcumuz var. Soğuk kış gecelerinde bir adliye kapısında ümit bekleyenlere, parmakları donarken tek bir kare fotoğraf için titreyenlere, evine ekmek götürürken bile "gerçeği eksik mi söyledim?" diye içi sızlayanlara selam olsun. Sizin o yorgun ama dik duruşunuz, sadece bir haberin değil, insanlık onurunun son kalesidir. Siz susturulmadıkça, bu topraklarda hakikat hiçbir zaman yalnız kalmayacak.
Yazılmayan her gerçek, yarın bizi boğacak olan bir karanlıktır.
Mürekkep kurursa, sadece sayfalar değil, ruhumuzun ışığı söner.
KRİTİK NOKTA
Kalemin silahtan ağır olduğu o anlarda; eğilmeyen, bükülmeyen, kalemini satmayan ve her şeye rağmen "insan" kalmayı başaran tüm onurlu kalemlerin günü kutlu olsun. Unutmayın ki, gazetecilik sadece bir meslek değil, bir vicdan nöbetidir.
Gerçeğin bedeli bazen can yakar ama değeri hiçbir teraziyle ölçülemez.