KESTANE TANEYSE, YOKSULLUK KAZANDI.

KESTANE TANEYSE, YOKSULLUK KAZANDI.

KESTANE TANEYSE, YOKSULLUK KAZANDI.
Sokakta bir kestane tanesi 20 liraysa, bu rakam bir fiyat değil; toplumun nabzıdır. Kış akşamlarında havaya karışan o kestane kokusu artık iştah açmıyor, iç burkuyor. İnsanlar durup bakıyor, cebine değil, yüreğine soruyor: “Alabilir miyim?” Cevap çoğu zaman çaresiz bir baş eğiş oluyor. Çünkü “yoksulluk insanın yakasını bırakmaz, yeter ki bir kez yapışsın.” (Yaşar Kemal) Eskiden kestane avuçla alınırdı. Gazete kağıdına sarılır, el yakardı ama yüz güldürürdü. Şimdi insanlar kaç tane alabileceğini hesaplıyor. Bir baba çocuğunun elini tutup dolaşmaya çıkıyor ama adımları tezgahtan çok tanesine vereceği paraya takılıyor. Torununa “alalım mı?” diyen dede, cebindeki parayı sayarken göz temasını kaçırıyor. Çünkü mesele para değil; mahcubiyet. Zira fakirlik, insanın sırtındaki yük değil; gözündeki perde oluyor. (Sabahattin Ali) Bu ülkede alışverişin dili değişti. Bir zamanlar çuvalla alınan şeker, un, pirinç… Sonra kiloya düştü. Ardından yarım kiloya, çeyrek kiloya… Sonra grama. Şimdi taneye. Geçim küçüldükçe insanın dünyası da daraldı. Asgari ücret bordroda yazıyor ama hayatta karşılığı eksiliyor. Emekli aylığı bir ömrün karşılığıydı; şimdi bir ayı çıkarma mücadelesi. Maaşlar artıyor deniyor ama hayat daha hızlı zamlanıyor. “Önce ekmek gelir, sonra ahlak” denmişti; bugün ekmek bile hesapla alınıyor. Sokakta kestane satan da biliyor bunu, alan da. O yüzden alışveriş kısa sürüyor. Ne pazarlık var ne sohbet. Bir kestane alınıyor, belki iki… Sonra yürüyüş devam ediyor ama insanın içinde bir şey eksik kalıyor. Çünkü yokluk insanı küçültmüyor; ama yaşamak zorlaştıkça insan eziliyor. Bu sadece ekonomik bir tablo değil; psikolojik bir yorgunluk. İnsanlar artık gezmeye çıkarken rota değil, harcama ihtimali planlıyor. Çocuğun elini değil, cüzdanın ağzını tutuyor. Keyif, hesap makinesine yeniliyor. Ve insanlar yoksullaştıkları için değil, umutları tükendikçe yoruluyor. Kestane kokusu hala sokakta. Ama eskisi gibi umut çağırmıyor. Bir zamanlar “yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine” hayaldi. (Nazım Hikmet) Bugün tek kalındı; hürlük pahalılaştı, kardeşlik geçim derdine yenildi. Çünkü bugün bu ülkede sorun, kestanenin pahalı olması değil. İnsan hayatının ucuzlatılması.

Paylaş:

Yorumlar

Henuz yorum yapilmamis

İlgili Haberler