
Yağmur ne zaman yağsa, bu toprakların kokusu başka gelir insana. O koku, yalnızca toprağın değil; toprağın bağrında uyuyan yiğitlerin hatırıdır.
Yağmur iner, toprakla buluşur… Ve o anda yükselen o mahzun koku, bir şehidin geride bıraktığı son duasının, son nefesinin, son huzurunun izidir.
Toprak kokusu insana sadece huzur vermez; o huzur, toprağa emanet edilen şehitlerin sükutundan doğar.
Yağmurun her damlası gökten düşerken sanki toprağın altında uyuyan bir yiğidin ruhuna dokunur, ona selam verir gibi iner.
Toprak o damlayı yıllardır beklediği bir teselli gibi içine çeker.
Bu vatanın yağmurunun her tanesi bir söz taşır.
“Unutmadık… Nöbet bizde.”
Bir eve şehit ateşi düştüğünde, o ev aniden küçülür. Duvarlar daralır, nefes ağırlaşır.
Ama o yangının dumanı bütün bir memleketin göğsünde dolaşır.
Bir annenin yüzündeki çizgiler gecenin karanlığından bile koyudur artık. Yine de o karanlığın içinde dimdik duran bir gurur, kabullenmekten başka çaresi olmayan bir sabır ve içe gömülü bir teslimiyet vardır.
Bazı acılar bağırarak değil, sessizce çöküp içi kemiren bir ağırlıkla taşınır.
Baba koltuğunda büyüyen o boşluk sözle doldurulamaz.
Kardeşin yastığına çöken yalnızlık, gecenin sessizliğine bile ağır gelir. Bir ev susar… Suskunluğu kilometrelerce uzaktan duyulacak kadar derindir.
O suskunluk yayılır, bir milletin kalbine dokunur.
Ve o dokunuşta korku yoktur. Tersine, köklerden yükselen bir bağlılık, omuzlara çöken bir sorumluluk ve acıya rağmen dimdik duran bir yürek vardır.
Çünkü bu ülkede bir şehit toprağa düşerse, yalnız bir aile değil, koca bir millet dizleri üzerinde doğrulur.
Toprak ağırdır, altında bir yiğit yattığında bu ağırlık başka bir anlam kazanır yük değil, mukaddes bir sorumluluk, vatan olmanın bedelidir.
Şehidin yeri sıradan bir toprak parçası değildir, hüzünle şükranın birleştiği kutsal bir alandır.
Mezar taşındaki sessiz harfler yüreğe işleyen bir saygı bırakır. Toprak her daim fısıldar.
“Yalnız değilsin.”
Ve biz biliriz ki özgür yaşadığımız her gün, bir yiğidin omuzlarımızdaki emanetiyle ayakta dururuz.
“Yiğidin düştüğü yer, milletin doğrulduğu yerdir.”
Onlar sessizliğe çekilir; biz o sessizliği gür bir sesle doldururuz.
Çünkü onların bıraktığı boşluk, ancak bir milletin yüreğiyle tamamlanır.
Onlar toprağa düşer; biz birbirimize daha sıkı sarılırız.
Çünkü bir can eksildiğinde, bir millet birbirini daha sağlam tutmayı öğrenir.
Onlar gider… ama vatan onların ardından yeniden doğrulur.
Çünkü bir yiğidin düşüşü, milletin ayağa kalkışıdır.
Bir şehidin mezarı, yalnızca bir taş değildir, milletin kalbine kazınmış en derin yaradır.
Yağmur her düştüğünde gökyüzü o yaraya dokunur; bulut ağırlaşır, rüzgar susar, toprak mahzun bir nefes alır. Toprak kokusuna karışan o hüzün, korku değil; vatanın en temiz, en onurlu duygusudur.
Evet Türkiye’m…
Şehidin var. Yüreğin sızılı, bir yanın eksik;
ama başın hep dik, bayrağın hep yüksekte.
Çünkü bu vatan, toprağa düşen her yiğidin nefesiyle yoğruldu; onların duasıyla doğruldu, onların bıraktığı izlerle büyüdü.
Ve bilinir ki:
Bir şehidin sustuğu yerde, bayrak daha gür, daha kararlı, daha dimdik dalgalanır.
Toprak…
Uğrunda can verenlerin adımlarıyla vatan oldu. Ve yine onların duasıyla vatan kalacak.
Bu vatanın yürek yası, şehitlerinin adını taşımaya devam eder.
Bir gün nefesimiz tükenir, bir gün sözümüz biter; ama şehitlerin bıraktığı iz, toprağın kalbinde hiç silinmez.
Her yağmur damlası o izi yeniden parlar; her toprak kokusu o emaneti hatırlatır.
Biz yaşadıkça, bu toprak yalnızca toprak değildir; bir milletin gözyaşını, göz yasını, yürek yasını taşıyan kutsal bir yuvadır.
Şehidin düştüğü yerde vatan doğrulur; şehidin sustuğu yerde millet konuşur; şehidin yattığı yerde bayrak daha da dalgalanır.
İşte bu yüzden…
Yağmur ne kadar yağarsa yağsın, toprak ne kadar ağır olursa olsun, acı ne kadar derine inerse insin bu millet çözülmez, dağılmaz, eğilmez.
Çünkü her damlada bir dua, her kokuda bir hatıra, her sessizlikte bir şehit nefesi vardır.
Bu vatan, onların kanıyla yazıldı; bizim sadakatimizle yaşayacak.
Toprağın üstündeki isimler silinmez; kalpte açılan yaralar her yağmurda yeniden parlar.
Bir damla düşer, toprakla buluşur; bir dua olur, bir anma olur, bir sükut olur.
Bizim gözümüzde her mezar bir tarih, her mezar bir dua, her mezar bir vefadır.
Ne sönen bir ateştir bu, ne eksilen bir sevgi, aksine, her kayıpta yüreğimiz daha bir ağırlaşır daha bir ayırt edici olur.
Şehitler giderken geriye yalnızca acı bırakmadılar, bıraktıkları emaneti taşıma görevi düştü bize; omuzlarımıza, sözlerimize, sabrımıza, sabaha kalkışımıza.
Onların sesi susmuş olabilir; fakat bu vatanın her köşesinde, her taşında, her nefesinde hala onlara ait bir şarkı çalar.
Eğer bir gün sesimiz kesilirse, toprağın fısıltısı konuşur bizim adımıza.
Eğer bir gün sözümüz bitse, göğsümüzdeki sadakat devam eder.
Çünkü bu millet, acıyla yoğrulmuş, vefayla sarılmış bir ailedir.
Ve biz, her damlada bir dua, her kokuda bir hatıra taşıyacağız.
Onlar, vatan için son nefesini verdi; biz o nefesi, bayrağın gölgesinde geleceğin omuzlarına emanet edeceğiz.
Bu yalnızca bir vefa değildir; al kanıyla dalgalanan o bayrağın, toprağın altındaki yiğitlerden bize kalan son sözü, son emaneti, en ağır ama en onurlu yüküdür.
Ve biz biliriz ki…
Onlar toprağa düşse de, bayrak göğe daha yüksek çıkar; onlar susar, ama vatanın kalbi daha gür atar.
Paylaş:
Yorumlar
Henuz yorum yapilmamis