
Bir memleketin gençleri umuduyla nefes alır… O nefes kesilirse, geleceğin sesi de kısılır.
Kimse yüksek sesle söylemek istemiyor ama hepimiz aynı gerçeği içimizde fısıldıyoruz. Bu memlekette gençler artık evlenmeye, yuva kurmaya, çocuk sahibi olmaya cesaret edemiyor. Bu sadece nüfus meselesi değildir; bu bir umut, bir gelecek, bir hayat yangını meselesidir. Eskiden bir bebeğin ağlaması bütün mahalleyi ayağa kaldırırdı; bugün bir millet sessizleşiyor, çünkü yeni doğanların sesi giderek azalıyor.
Gençlerin geleceğini çalan ekonomik gerçekler, asgari ücret açlık sınırının gölgesinde… Üniversite bitiren genç iş bulamazsa eve diplomayla değil, hayal kırıklığıyla dönüyor. İş bulan geçinemiyor; geçinen kira ödeyemiyor; kira ödeyen birikim yapamıyor. Genç, gecenin bir vakti kendi kendine soruyor!
“Ben kendime yetemezken, bir aileye nasıl yeteyim, çocuk sahibi nasıl olayım?”
Düğün masrafları her ay artıyor. Kiralar sürekli yükselir, beyaz eşyaların yanına yaklaşılmıyor, çocuk sahibi olsa, bezinden, mamaya, beslenmesinden eğitimine kadar her şey korkutuyor. Bir zamanlar umutla kurulan yuva, bugün hesap defterinin ağırlığıyla sarsılıyor.
Evlenen ve çocuk sahibi olan kadınlar iş hayatından kopuyor, vatan gücünü eksiltiyor. Kadın istihdamı konuşuluyor ama gerçek ortada duruyor. Türkiye’de aynı işyerinde 150’den fazla kadın çalışan varsa kreş açmak zorunlu. Bu kural iyi niyetle kondu ama kötüye kullanıldı. Bazı işyerleri 150 sınırına yaklaşmamak için kadınları işe almamaya başladı. Şubeler bölündü, kadın çalışan sayıları parçalandı. Birçok işveren kadın yerine erkek tercih etti. Bir memleketin yarısı evde kalınca, sadece kadın değil, ekonomi de, nüfus da çöker.
Büyükler artık torun değil, geçim derdi konuşuyor. Bir bebek doğduğunda evin bereketi sayılırdı. Çalışan anneye kol kanat gerer, torununa seve seve bakardı.
Ya bugün?
Emekli maaşı sadece kendi yaşamına yetmiyor. İlaç, kira, faturayla boğuşan yaşlılar hem çocuklarını evlendiremiyor hem de torun bakamıyor. Eskiden ‘Torun istiyoruz’ diye sevinçle seslenen büyükler, şimdi yorgun bir sesle söylüyor.
“Kendinizi zar zor geçindiriyorsunuz evladım; nasıl yuva kuracaksınız, nasıl çocuk büyüteceksiniz?”
Evlenmeler azalıyor, boşanmalar artıyor; arada kaybolan ise çocukların sessiz dünyası oluyor. Evlenemeyen gençlerin sayısı çoğalıyor, evlenenler ise ekonomik bir savaşın içinde ayakta kalmaya çalışıyor. Sıkışan umutlar, tükenen sabırlar ve paramparça olan yuvalar giderek çoğalıyor. Ve o yuvalarda kalan çocuklar… Çaresiz gözyaşlarıyla büyüyorlar. Çünkü ekonomik kriz sadece cebi değil; sofrayı, huzuru, sevgi dengesini de yaralıyor.
Bir çocuk eksilince bir vatan eksilir.
Bir nesil tükenirse bir millet eksilir.
Bugün gençler fısıltıyla soruyor.
“Biz yuva kurmak istiyoruz… ama yuvaya giden yol taş taş, diken diken.”
Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici’nin çağrısı.
“Evli olanlara iş verin, aileler ayakta kalsın. Bir ülkede aile ne kadar güçlü olursa, o toplum o kadar sağlam durur.”
Destici’nin sözleri, sadece bir çağrı değil; aynı zamanda nüfus, ekonomik ve sosyal yapının çöküşüne karşı doğru bir reçete. Genç çiftler, devlet ve iş dünyasından somut destek görmeden yuva kurmaya cesaret edemiyor; hayatın ağır yükü, hayallerin önünde bir set gibi duruyor.
Biz de Destici’nin, nüfusumuzun geleceği için gençlerin evlenip çocuk sahibi olmasının önemine dair doğru ve yerinde söylemine katılıyoruz. Ancak gerçekçi olmak gerekirse, gençlerin evlenip yuva kurabilmesi için şartların olgunlaşması gerekiyor. Ekonomik güvenlik, istihdam imkanları, konut ve eğitim desteği gibi temel adımlar sağlanmadan, umutla kurulan bir yuvanın ayakta kalması neredeyse imkansızdır.
Elbette ailesi olanlara destek sağlanmalı; sorumluluklarının ağırlığı göz önünde bulundurulmalı. Ancak bu, bekar gençlerin aynı imkanlardan yararlanmasını engellememeli, onlara öncelik ya da ayrımcılık yapılmamalıdır. Çünkü destek yalnızca aileyi korumakla sınırlı kalırsa, eşitlik ve adalet ilkeleri zedelenir ve kuralların ruhuna da aykırı düşer.
Bugün bu sözlerin hayat bulması, gençlerin içindeki umudu yeşertecek; sessiz kalan nesiller tekrar gülmeye başlayacak. Çünkü bir genç, güven bulmadan çocuk sahibi olmaz. Güven verildiğinde nüfus kendiliğinden büyür; destek sağlandığında yuvalar kurulur; imkanlar olgunlaştığında umut filizlenir ve gelecek çoğalır.
Öyleyse, Destici’nin çağrısının ışığında, gençlere sadece sözle değil, hayatı kolaylaştıran adımlarla sahip çıkmak gerekiyor. Şartlar olgunlaştığında, gençlerimiz cesurca evlenecek, yuvalarını kuracak ve çocuklarının sesiyle geleceği yeniden dolduracak.
Çünkü bir toplum, gençlerinin güvenle hayal kurabildiği yerde yeniden nefes alır; umut kaybolmadığında, geleceğin sesi asla kısılmaz. Bir genç güven bulmadan çocuk sahibi olmaz. Güven verdiğinizde nüfus kendiliğinden büyür. Destek olduğunuzda yuvalar kurulur. Umudu yeşerttiğinizde gelecek de çoğalır.
KRİTİK NOKTA
Bir genç hayal kuramazsa, bir memleket de gelecek kuramaz. Geleceğin en güçlü temeli, gençlerin içindeki kıvılcımdır. Güven verirsen nüfus artar; umut verirsen gelecek büyür.
Ekonomik güven olmadan kurulan her cümle, her hayal, yarım kalmaya mahkumdur. Bir vatan, yarın doğacak çocuklarla değil; bugün umudu tükenen gençlere sahip çıkarak kurtulur.
Gence umut ver; geleceğe nefes ver.
Paylaş:
Yorumlar
Henuz yorum yapilmamis