Emanete Emanet

Emanete Emanet

Emanete Emanet
Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bilerek ve isteyerek Türk milletine, özellikle de gençliğe emanet etti. Çünkü Meclis’in gücünün duvarlardan değil, onu ayakta tutacak bilinçten geleceğini biliyordu. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü, Meclis’in tapusuysa; gençliğe hitabı, bu tapunun emanet senedidir. Atatürk, Meclis’i yalnızca bugünün değil, geleceğin vicdanına bıraktı ve bu emaneti koruma görevini millete verdi. Meclis yalnızca bir bina değildir. Taşla, betonla, mermerle anlatılamaz. Meclis, bu milletin kalbidir. İradenin attığı, umudun kayda geçtiği yerdir. Halkın sözünün kürsüye çıktığı, adaletin yasa kılığına girdiği, yetimin hakkının satırlara emanet edildiği kutsal bir mekandır. Kalp neyse Meclis odur. Kalp durursa hayat durur. Kalp zedelenirse, beden uzun süre toparlanamaz. Bu yüzden Meclis, bu ülkenin en güvenilir yeri olmak zorundadır. Halk olarak vekilleri tesadüfen göndermeyiz. Oy veririz, düşünürüz, güveniriz. Sandığa attığımız her oy yalnızca bir tercih değil, aynı zamanda bir emanettir. “Bizi temsil etsin” diye göndeririz. “Bizim sözümüz olsun” diye göndeririz. “Hakkımızı savunsun, bizi daha ileri taşısın” diye göndeririz. O sandalyelere oturanlar kendi adlarına değil; milyonların güveniyle, milyonların umuduyla, milyonların gelecek hayaliyle oturur. Bu nedenle Meclis bir güç alanı değil, bir emanet alanıdır. Ve emanet yalnızca oyla sınırlı değildir. Meclis’te bulunan herkes; vekil, memur, stajyer, ziyaretçi… Hepsi emanettir. Nasıl ki oylarımızı güvenerek oraya gönderiyorsak, çocuklarımızı da aynı güvenle göndeririz. Bir stajyer kız ya da erkek öğrenci Meclis kapısından içeri yalnız girmez. Annesinin duasıyla girer. Babasının “emanetim” bakışıyla girer. Ailenin bütün umudunu sırtında taşıyarak girer. Biz çocuklarımızı oraya “en güvenli yer” diyerek teslim ederiz. Devletin kalbi diyerek teslim ederiz. Kimsenin gölgesinden korkmadan yürüsünler diye teslim ederiz. Çünkü Meclis; korkunun değil, güvenin evidir. Son günlerde kamuoyuna yansıyan iddialar, Meclis’te staj yapan kız öğrencilerin yaşadıklarını yeniden gündeme taşıdı. Bir çocuğun “kimseye anlatma”, “ailen bilmesin” denilerek susturulmaya çalışıldığı iddiaları… İnsanın içini acıtan yer tam da burasıdır. Çünkü güvenin kırıldığı yerde travma başlar. Bu travma yalnızca çocuğun üzerinde kalmaz. Annenin uykusuz gecelerine iner. Babanın sessizliğine çöker. Ailenin yüreğinde ağır bir suçluluk duygusu bırakır. Bir çocuk için bu yük çok ağırdır. Bir devlet içinse ciddi bir uyarıdır. Bir kurum, içindeki birkaç kişinin yanlışıyla tanımlanamaz. Meclis, bu ülkenin onurudur. Tarihini top sesleri altında yazmış, yokluk içinde irade üretmiş bir yapıdır. Ancak bir kurumun büyüklüğü, hatasız olmasından değil; yanlışı saklamamasından, yanlışla yüzleşebilmesinden anlaşılır. Halk, Meclis’ten sessizlik değil şeffaflık bekler. Örtbas değil adalet ister. Korumacılık değil hesap verebilirlik talep eder. Yanlışı gizlemek kurumu korumaz. Yanlışı ortaya çıkarmak, kurumu güçlendirir. Bir kız çocuğu yalnızca bir birey değildir; bir gelecektir. Bir kız çocuğunu incitmek, sadece bir kişiyi değil, bir toplumun güven duygusunu yaralamaktır. Meclis, vatanın kalbidir. Kalp korunursa beden yaşar. Birkaç kişinin yanlışı bir milletin değerini silemez. Ama bir çocuğun gözyaşı, hepimizin vicdanında iz bırakır. Emanet; mal değildir, makam değildir, sorumluluktur. Ve biz bu ülkenin insanları olarak şunu isteriz: Yanlış gizlenmesin. Doğru görünür olsun. Çocuklar korunsun. Güven yeniden inşa edilsin. Çünkü her kız çocuğu; insanlığın en hassas, en dokunulmaz, en kutsal emanetidir. Onları korumak; Meclis’e, millete ve geleceğe sahip çıkmaktır.

Paylaş:

Yorumlar

Henuz yorum yapilmamis

İlgili Haberler