Çöküşün Sessiz Adı: Neme Lazım

Çöküşün Sessiz Adı: Neme Lazım

Çöküşün Sessiz Adı: Neme Lazım
Cümle desem tam değil, kelime hiç değil… Deyim mi dersen, evet diyen de var hayır diyen de. Ama anlamı ve sonucu o kadar derin, o kadar yakıcı ki; üzerine cilt cilt kitaplar yazılır, yazılmalıdır. “Neme lazım…” Bu iki kelime bazen bir omuz silkişidir, bazen sorumluluktan kaçıştır, bazen de vicdanın susturulmuş hâlidir. Ve çoğu zaman, farkına varmadan bir çöküşün tuğlalarının küçük küçük örülmesidir. Tarih kitaplarında sıkça anlatılan, doğruluğundan şüphe edilmeyen bir hikâye vardır. Rivayet odur ki; Kanuni Sultan Süleyman, imparatorluğun en kudretli zamanlarında bile geleceği düşünür. Kendi kendine şu soruyu sorar: “Günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer mi? Bir devlet hangi hâlde çöker?” Bu soruyu rastgele birine değil, ilmiyle ve hikmetiyle tanınan sütkardeşi Yahya Efendi’ye sorar. Düşüncelerini kendi el yazısıyla kaleme alır ve şu endişesini paylaşır: “Bir devlet hangi hâlde çöker? Osmanoğulları’nın akıbeti ne olur? Bir gün olur da yok olur mu?” Yahya Efendi’nin cevabı ise şaşırtıcı derecede kısadır: “Neme lâzım be Sultanım!” Bu cevap Kanuni’yi huzursuz eder. Böyle ciddi bir meseleye, böyle kısa bir yanıt… Ama Yahya Efendi gibi bir âlimin sözleri asla gelişigüzel değildir. “Bu cümlenin ardında derin bir mana var” diyerek Beşiktaş’taki dergâhın yolunu tutar. Ve asıl ders orada verilir. Yahya Efendi, Kanunların Sultanı gelmiş geçmiş en kudretli hükümdarlardan birisine asırları aşan şu ibretlik açıklamayı yapar: Bir yerde zulüm yayılırsa, Haksızlıklar ayyuka çıkarsa, Koyunları kurtlar değil, çobanlar yerse, Bilenler bunu söylemeyip susarsa, Fakirlerin, yoksulların, kimsesizlerin feryadı göklere çıkarsa, Ama bunu taşlardan başka kimse duymazsa, Herkes sadece “ben” derse, Ve tüm bunları görüp bilenler “neme lazım” derse… İşte o zaman devlet çöker. Bu sözler sadece Osmanlı’ya değil, bütün zamanlara ve bütün toplumlara söylenmiştir. Çünkü bir devleti yıkan şey çoğu zaman dış düşmanlar değil; içerideki adaletsizlik, liyakat eksikliği ve suskunluktur. Bizim inancımızda çok net bir ölçü vardır: “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır.” Bu söz, sadece bireysel ahlaka değil; yöneticilere, kamu görevlilerine, karar vericilere de hitap eder. Zira suskunluk her zaman masum değildir. Bazen susmak, zulmün ortağı olmaktır. Bazen sessizlik, yanlışın devam etmesine verilen örtük bir onaydır. Bugün etrafımıza baktığımızda bu “suskunluk kültürünü” her alanda görmek mümkün. Sokakta bir haksızlık olur, kimse karışmaz. Bir adaletsizlik yaşanır, “bana dokunmuyor” denir. Bir yanlış yapılır, “aman başım derde girmesin” diye gözler yere indirilir. Ama en tehlikelisi şudur: Devlet işinde bulunanların “neme lazım” demesi. Bir kamu kurumunda liyakatsiz bir atama yapılır; bilenler susar. Ehliyet değil, yakınlık esas alınır; itiraz eden çıkmaz. Bir çalışan açıkça haksızlığa uğrar; herkes sessiz kalır. Çünkü koltuğunu kaybetmek istemez. Çünkü terfi umudu vardır. Çünkü düzen bozulmasın ister. Oysa devlet, binalardan ve tabelalardan ibaret değildir. Devlet, insanla ayakta durur. İnsan bozulursa, sistem bozulur. Liyakat yerini sadakate bırakırsa, adalet yara alır. Adalet yara alırsa, çürüme başlar. Bugün yaşadığımız pek çok ekonomik, sosyal ve kurumsal sorunun temelinde de bu yatmıyor mu? Yanlışları gören ama konuşmayanlar, doğruyu bilen ama söylemeyenler, sorumluluk makamında olup da “neme lazım” diyenler… Çöküş dediğimiz şey bir günde olmaz. Bir sabah uyanıp “devlet yıkıldı” denmez. Çöküş, sessiz sessiz gelir. Bir itiraz eksilir, bir vicdan susar, bir liyakatli insan kenara itilir… Ve farkına vardığımızda iş işten geçmiş olur. Yahya Efendi’nin yüzyıllar öncesinden gelen bu uyarısı, bugün hâlâ geçerlidir. Devlet dairelerinin duvarlarında yazmalı, okullarda ders olarak okutulmalı, göreve başlayan herkesin zihnine kazınmalıdır. Çünkü bazen bir devletin kaderini, iki kelimelik bir cümle belirler: “Neme lazım…”

Paylaş:

Bu haberi faydalı buldunuz mu?

İlgili Haberler

Çöküşün Sessiz Adı: Neme Lazım | Kritik Nokta